Pazartesi, Nisan 01, 2013

babamin cesetleri / krek


Yazan : Berkun Oya
Oyuncular : Defne Kayalar, Kaan Taşaner, Öner Erkan, Özge Özel, Şerif Erol, Ulaş Tuna Astepe
Oyun yeri : krek - santralistanbul
Sure : 150 dakika

'Yaklaştı, yüzlerimiz arasında yirmi santim yok. Nefesi burnumda ve şeytan konuştu. Just watch my friend… Just watch. Kıpırdamadan baktım şeytana, my friend dediği için alçak bir umut doğdu içime. Şeytanın arkadaşıyım ve hayatta kalacağım.'

Oyunun ana tanitim sayfasinda bulunan, yukaridaki alintiyi yazmadan edemeyecegim. Okudugunuzda ve sonrasinda izlediginizde birbirinden cok farkli izler birakiyor akliniz uzerinde...

Berkun Oya bu senaryosunda, Turkiye'den bambaska bir cografya ve toplumda yasanan olaylar uzerinden, insanoglunun karanlik noktalarini gozler onune serip, hasta yataginda yatan bir babanin ve ailesinin, gecmis ile hesaplasmasini, bugun ile yuzlesmesini konu ediyor.


Salona girisinizden itibaren farkli bir deneyim yasamaya basliyorsunuz. 50 kisilik, simsiyah boyanmis, siyah sandalyeli ve sahnesi siyah perde ile ortulu salona, birkac basamak cikarak ust kottan girip, numarasiz sandalyelerinize yerlesiyorsunuz. Gorevli, oyun oncesi almis oldugunuz kulakliklari nasil kullanacaginizi anlatiyor. Oyun hakkinda onceden yorum okumadiysaniz ve sahnenin nasil planlandigini bilmiyorsaniz, elinizdeki kulakliklar anlamsiz geliyor. 

Isiklar kapaniyor ve perde aciliyor. Sahne ve seyirci arasinda cam bir paravan/engel var... Cami gordugum anda endiseniyorum, tiyatroda olmamizin amaci arada bir engel veya arayüz olmadan oyuncular ile ayni havayi soluyup, hissedebilmek diyorum icimden. Ama cok gecmeden endise ucup kayboluyor. Gayet iyi bir ses sistemi ile, oyuncularin en ufak yutkunmalarindan, miriltilarindan, neredeyse kalp seslerine kadar duyabildiginiz bir dunyaya gecis yapiyorsunuz. Gordugunuz netlikte duyabiliyor olmaniz, sozlerin, sahnede sergilenenlerin icinize islemesine sebep oluyor. Iki duyunun (goz/kulak) birbirine bu derece yakin kullaniminin insan uzerindeki etkisini hissediyorsunuz.

Sahne tasarimi, bir hasta yatak odasinda barindirmasi gereken herseyi barindirip, oyunculugun onune gecmeden tam bir arka plan olusturuyor. Kapi acilip, kapandiginda koridordan gelen sesler odanin gercekligine ekleniyor. Aydinlatma kurgusu, sadeligi ve hatta solgunlugu ile konuya destek veriyor. 

Konu, bildiginiz ama tam adlandiramadiginiz, icinizdeki kimi noktalara dokunuyor. Kendi hayatinizda o sahnede yasananlarin benzerlerini yasamamis olsaniz bile; ic savaslar, anlatilamayan ve anlanmayan duygular, soylemek istenilenden bambaska cikan kelimeler cok tanidik geliyor. Herkesin kendi basina oldugunu, kendi dunyasinda yasadigini, algilarinin kendine gore oldugunu cok net gosteriyor. 

Oyun uzun, dialogdan ziyade herkesin kendine gore algiladigi dunyalari anlattigi monologlar var. Ama ben 150 dakikanin nasil gectigini fark etmeden izledim. Şerif Erol'un 20 dakikalik monologunun sonunda ise sonrasinda ne oldugunu merak ederek bugune dondum. Kendinizi dinliyorsaniz, dusunup, irdeliyorsaniz, sezonun bitmesine az kaldi, kacirmayin derim.

'ölüm gerçek...'
'savaşa en çabuk çocuklar alışıyor'
'insan ağladığında korkmaz, ağla ve vedalaş benimle'
'öfkenin, korkunun, hiçbir şeyin esiri olmayın'

Not1 - keske krek tiyatro biraz daha merkeze yakin olsa
Not2 - yeni dekorlar icin boya yapiliyor ise ve o aksam oyun var ise seyircileri rahatsiz ediyor
Not3 - Afrika'da yasanan bir olayi anlatabilmek icin orada yasamis olmak gerekir diye dusunuyordum. Yasamis biri olarak yasamamis birinin bu kadar gercege yakin duygular uyandirarak Afrika'yi yazmis olmasi hayranlik uyandirici.

1 yorum:

Nihat Kalfazade dedi ki...

Çok güzel yazılmış. Keşke gitseydim dedirtiyor....